3 Nisan 2010 Cumartesi

AŞIRI DOZDA KAHIR!

Uğraştık,didindik;iyiniyetli,bol sevgili ve tutkuluyduk. Kim karşımıza gelse tereddüt etmeden savunduk,biliyorduk ki biz savununca her şey tamdı,en çok da o tamamlanırdı bizimle. Üçüncü şahıslarca belki de bizdik onu var eden ya da en azından büyük yapan ama dışardan anlaşılamazdı içimizdeki Beşiktaş...
Nerede sportif bir rekabet,mücadele varsa ordaki başarıların peşinde koşan bir kitle vardır. Ama bu düz mantığı ortadan kaldıran bir ruh,ekip,tarih,tutku var ise işte o tattır Beşiktaş...
Beşiktaş,sadece siyah beyazı sevmek,diğer renklere hafif anlamlar yüklemektir;elindeki bir duble rakısıyla yaşlı bir adamı eski dostlardan sayıp,onu hiç unutmamaktır;bir mevsimlik Ferdinand'a bir ömür bağlanmaktır;MAF deyince bunun üstüne günlerce konuşmak,kitaplar yazmak,her hatırlanışında kibarca "vay be" demektir;Hollanda'daki mor-gri formayı unutmamaktır;transfer dönemlerinde hala Gökhan keskinliğinde bir stoper içn umutlanmaktır;bazı futbolcuları içimiz kan ağlayarak Van'a,Kayseri'ye,Kuşadası'na göndermek demektir;hala dalıp dalıp PSG maçındaki İnönü çamuruna dalıp çıkmaktır;rüyalarımızın forvet ikilisinin Amokachi-Nouma olmasıdır;Barcelona maçındaki gibi delice sağından atıp solundan geçmektir hayatın;bir Norveç balıkçısı yüzünden vurgun yemektir iki kırkbeş dakika arasında ve bunu anlatamamaktır küçük bir çocuğa;bütün küfürleri sayıp,aşırı dozda kahırdan krizler geçirip daha sonra yine ve daha çok sevilen sadık bir sevgilidir,Beşiktaş...
Her duyguyu dibine kadar yaşayıp,en aşağılara inip en yukarılara çıkmaksa niyetin,adresi tektir bu işlerin. Biraz duygu,biraz tutku;kadir kıymet bilir,unutmazsan nasıl sevdiğini,göreceksin sen de kahırdan,sevgiden delirdiğini. Hiç tükenmeyecek,bitmeyecek,sonsuz ve dipsiz,bazen ağır ağır bazen nefessiz,sebepsiz düşlere dalmaktır Beşiktaş. Aşktır aşk,sonunu düşünmeden hesapsız bir aşktır. Yemekten önce veya sonra değil;her nefeste alınan zararsız aşırı dozda kahırdır. İşte o hastalık ve sağlıktır,Beşiktaş...